Etiketler

29 Temmuz 2017 Cumartesi

Rapsodi Fashion Colours Aydınlatıcı/Allık Yorumu

Herkese Merhabalar!

Ben dün hızımı alamadım, gelen tepkileri bile ne kadar özlediğimi fark ettirdiniz bana. Instagramdan mesaj atan, motive eden herkese çok ama çok teşekkür ederim! Bugün, dünkü blog yazımda spoilerını verdiğim gibi bir aydınlatıcıdan bahsedeceğim sizlere. 



Rapsodi markasının allığı aslında, Terracotta Blush-On diye geçiyor fakat aydınlatıcı olarak kullanılmak için tasarlanmış resmen! Bakırköy'de aylak aylak gezerken bir milyoncu görüp girmiştim, deneyip güzelliğine inanamayınca da satın almıştım. Fiyatı 5 liraydı. Dünyanın en ucuz ve iyi performans gösteren aydınlatıcısı değil de nedir?

Gelelim neden vurulduğuma, ciltte kesinlikle sim sim durmuyor. Fotoğrafları gün ışığında çektim, elimin üzerinde gözükmesi için biraz fazla aldım ama zaten pigmentasyonu muazzam. Far olarak bazsız bile akşama kadar kalabiliyor. 


Allık, highlighter, far. Siz ne derseniz o diyebileceğim bir ürün üstelik 5 lira (Pazarlamacı gibi oldum evet, farkındayım). Rapsodi aşşşşırı uygun fiyatlı ve neredeyse her bir milyoncuda bulabileceğiniz bir marka, XP gibi. Görürseniz mutlaka alın, her tene uyabileceğini düşünüyorum. Beyaz tenliler allık olarak kullanmayı tercih edebilirler fakat benim gibi hafif buğday, esmer tenliyseniz aydınlatıcı olarak EF SA NE duracaktır. Benden söylemesi!



Benim bu müko aydınlatıcı hakkında yorumlarım bu şekilde, kalıcılığı pigmentasyonu her şeyi fiyatına göre muazzam. Daha ayrıntılı fotoğrafları alt kısımda görebilirsiniz. Ayrıca, muhteşem kolay dağılıyor. Sürün çıkın, akşama kadar sizinle kalsın. Nedense allıkların ve aydınlatıcı gibi ürünlerin tende kalıcılığı daha iyi oluyor, örneğin bir fardan bu kadar fazla verim alamazsınız! Allıktan fara, güzel bir geçiş. Eğer isterseniz bu ürünü yüzümün üç kısmında da kullandığım bir makyaj gelebilir! Yorumlarınızı bekliyorum. Beni sosyal medya hesaplarımdan da takip etmeyi unutmayın, minnak butonlar her zaman olduğu gibi sağ üstte. Hepinizi öpüyorum, çav!







28 Temmuz 2017 Cuma

GHOST IN THE SHELL

Herkese uzuunca bir aradan sonra yeniden merhabalar! Ne kadar oldu yahu, o kadar uzun bir araydı ki... Gerçekten ben kendimden bıktım artık bu kadar ara vermek hiç ama hiç iyi olmuyor. Deli gibi özlemişim yazmayı.

Nasılsınız, keyifler nasıl? Umarım iyisinizdir. Benim hayatımda ciddi değişiklikler, güzel şeyler oldu -görebileceğiniz üzere- bu yüzden çok ama çok mutluyum. Tabi ki buraya update edip gitmeye gelmedim, zevkle izlediğim ve şiddetle tavsiye edeceğim bir filmle karşınızdayım.

Ghost in the Shell / Kabuktaki Hayalet

Vizyon tarihi 31 Mart 2017 (1s 47dk)
Yönetmen: 
Ülke: ABD
Şunu söylemeliyim ki, gerçek bir film özürlüsüyüm. Evet, cidden öyle. Belki izlemediğim filmlerden bahsetsem, beş yaşındaki çocuk bile biliyordur diyeceksiniz. Böyle bir insan bir film öneriyorsa, mutlaka ama mutlaka izleyin! Sıkıldığım, ne yapacağımı bilmediğim bir akşamda film zevkine, kültürüne güvendiğim çok sevdiğim bir arkadaşıma, Nuran'a mesaj attım. Kriter yok, tür yok, yalnızca bir film. O da bana bu filmi önerdi, izledim. Aman Allah! Bayıldım.

Ki ben, sıkılırsam bir filmi kapatırım fakat sonuna kadar soluksuz izledim. Filmden biraz bahsedecek olursam, sizi bambaşka dünyalara götürecek bir film. Teknik özelliklerini yukarı tarafta buluyor olacaksınız, türü vs. Ben içeriğine ve bende uyandırdığı hislere değinmek istiyorum.

1) Hiç sıkılmadım.

Bir saniye, bir salise bile. Hiç öyle dakikalar geçsin de biz bunları oyalayalım mantığında bir film değildi, sevdim.

2) Çekimleri EF SA NE!

Film 2017 yapımı olduğundan bir zahmet çekimleri iyi olsun dediğinizi duyar gibiyim, öyle değil mi? Değil. Teknik kurgudan bahsetmiyorum, gerçek kurgudan bahsediyorum. Öyle gerçekçi, öyle inandırıcıydı ki gelecekte bunun olabilme ihtimalini gözlerinizin önüne sermişler. Muhteşem.


Evet, bu maddeler bitmez fakat yine de iki kategoriye ayırmak istedim. Gidin, koşun bu filmi izleyin mutlaka! Bana teşekkür edeceksiniz, eğer hala izlemediyseniz. Daha sık buralarda olmaya çalışacağım, lütfen siz de bana yorum ve eleştirilerinizle yardımcı olun, olur mu?


Beni sağ üstte çıkan minnak butonlardan takip edebilirsiniz, Instagram'da daha fazla aktif olmaya gayret edeceğim. Hepinizi öpüyorum!

Dipnot: Çok güzel kozmetik ürünler keşfettim, yazısı gelecek. Çav!

15 Şubat 2017 Çarşamba

SUÇ: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikayeler

Herkese Yeniden Merhabalar! Paylaşmaktan biraz tereddüt ettiğim (zevk açısından) fakat satılma oranlarını gördükten sonra kesinlikle bu kitap hakkında bir eleştiri yazmalıyım diye düşündüğüm bir eser için burada toplanmış bulunmaktayız! :)



Kitabımız, SUÇ. Bir Ceze Avukatından Gerçek Hikayeler diye de geçiyor ismi, arattığınızda hemencecik görebilirsiniz zaten. Sayfa sayısıdır, yayınevidir, bunlara çok sık yer verdiğimi fark ettim fakat sizler sonuçta "Ben kitap hakkında ne düşünüyorum?"u öğrenebilmek, göz atmak için profilime giriyorsunuz öyle değil mi? Herhangi bir kitap sitesinden teknik bilgilere zaten ulaşabilirsiniz, açıkçası bu konudaki fikirlerinizi de merak ediyorum sizin isteklerinize göre blogumun şekillenmesini istiyorum, bu sebepten yazı dışında format hakkındaki görüşlerinizi de bana bildirirseniz, yorum atarsanız çok sevinirim :)

Kitabımıza geri dönecek -başlayacak- olursak, oldukça akıcı ve güzeldi diyemem. Çünkü, kitabın yazarı zaten bir ceza avukatı. Öyle bariz, öyle can yakıcı meseleler vardı ki... Akıcı olmamasının sebebi anlatımından değil, kapağında da göreceksiniz zaten sadece Almanya'da bile 600.000 satan bir kitaptan bahsediyoruz. Amma ve lâkin, bizim duymaya tahammül bile edemeyeceğimiz, fiziksel ya da ruhsal mide bulandıracak şeyler öyle kısa kısa geçilmiş ve ardı sıra verilmiş ki, bi durup nefes almak istiyor insan. Bana çok sık oldu ki ben sağlam bir polisiye okuyucusuyum biliyorsunuz, bunların yanında hiç yani.


Hayatın acı gerçekleri denilen şeyler sanki bir kitapta toplanmış, kader deyip susulacak gibiydi... Yok yok, bu bir alıntı değildir. Benim şuan klavyeyi tıngırdattığım bir söz. Ama gerçekten de, durup bi düşünürsünüz ya.. Daha neler neler olur, biter dersiniz. Kitap tek bir hikayeden değil, farklı farklı konseptlerden oluşuyor. Çalınan basit bir eşyanın yol açtığı sorunlardan tutun, sevgisinden kendi öz kardeşini öldüren kızın hikayesine kadar bir çok konu barındırıyor.

Kitabın 2'si de var, SUÇ II. Ben okumaya cesaret edebilir miyim, şuan bilmiyorum. Fakat minik bir ara vereceğim kesin ^^ Eğer okursanız, beni etiketlemeyi unutmayın fotoğrafa! Instagram'da paylaşabilir ve beni de takip edebilirsiniz :) Hepinizi çok öptüm, kendinize iyi bakın...

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yabancı Dizi Önerisi: This Is Us

Merhabaa! Nasılsınız millet? Ben çok iyiyim. Ara tatil bir çoğumuz için bitiyor olsa da, kıyısından köşesinden yakalayıp sizlere yeni bir dizi önerisi sunacağım. Uzun soluklu bir yazı olmayacak fakat dizi umarım uzun soluklu olur :)

İsmi, This Is Us. Dizinin yapımcısı, mekanı, cartı curtu vs. teknik kısımlarına burada yer vermek istemiyorum. Bu benim blog yazım, diğer blogger arkadaşlara saygı duyuyorum fakat yapımcısı şudur dakikası budur vs diye bahsetmek bana çok anlamsız ve laf kalabalığı gibi geliyor. Sonuçta siz girip baktığınızda bunları zaten göreceksiniz, tekrar burada okumanıza gerek yok diye düşünüyorum. Öyle değil mi? Eğer değil ise lütfen yorumlarınız benimle paylaşın çünkü gerçekten buna ihtiyacım var.

Ben kendi fikir/yorumlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum bu dizi hakkında. Öncelikle, bilenler bilir ben polisiye ve suç hastasıyım. Bu tür dışında izlediğim ne dizi, ne de film çok nadirdir bu zamana kadar. The Big Bang Theory, Friends gibi efsanelerin dışında tabiki.


This is Us, türü dram. Ağlamazsınız bence, ölüp bitmezsiniz ama size öyle güzel hissiyatlar ve mottolar kazandırır ki dizi hiç bitsin istemezsiniz. İlk sezonda zaten daha, Past vs Today şeklinde ilerliyor. Bu benim oldukça hoşuma gitti açıkçası. Neden diye soracak olursanız, karakter seçimleri çok iyi olmuş ve inanılmaz gerçekçi görünüyor. Merak duygunuzu da kamçılayan bir mevzu olmuş oluyor yani.

Konusu şudur falan diye uzun uzadıya anlatmayacağım. ilk sezonda şuan. Güzel bir dizi arayışındaysanız (fantastik dışında her tür sevenler bakabilir, distopik bir tarafı yok distopya takıntılıları sevmeyecektir o yüzden onları ayrı tutuyorum) mutlaka bir göz atın derim. İzlerseniz, bakarsanız yorumlarınızı da benimle paylaşın mutlaka. Kucak dolusu sevgiler, öpücükler size! 

XOXO

27 Ocak 2017 Cuma

Havva'nın Üç Kızı-Elif Şafak

Herkese Selam! Bugün sizlerle yeni elimden bırakmış olduğum Havva'nın Üç Kızı isimli romanı masaya yatıracağız. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki, ilk kez Elif Şafak okudum. Şu meşhur Aşk romanını bile okumamıştım, kütüphanede dolaşırken bu kitabına denk geldim ve ilgimi çektiğinden ötürü hemen alıp okumaya başladım.


Fotoğraf çekimi yapmıştım fakat kaydetmemişim, bu seferlik böyle olsun affedin..

Kitabın konusuna değinecek olursak, her anlamda üç farklı kadının bir arada oluşunu anlatıyor. Adı üzerinde, "Havva'nın Üç Kızı" Biri dindar, biri inançsız, biri de şaşkın. Kitabın genel hatlarını oluşturan ve bizi daha fazla hayatının içerisine dahil olduğumuz karakter, Peri. Yani şaşkın olan.

Spoiler vermekten korkan ve nefret eden biri olsam da bu yazı azıcık, ucundan, birazcık spoiler içerebilir fakat bi' kitap incelemesi olduğundan dolayı mecburen bir şeylerden bahsetmek durumundayım, affedin :)

Kitapta pek hoşlanmadığım, hatta hiç hoşlanmadığım bir karakter vardı ki Oxford'da profesör olan Azur. Tanrı'yı arayan, anlamaya çalışan biri olarak gözükse de gerçekten anlatıldığı kadarıyla kitabın son 15 sayfasına kadar benim nefret ettiğim ve ne olduğunu görmek istediğim, anlamak istediğim bir mevzuydu. 400 küsür bir kitap olmasına rağmen oldukça akıcıydı, iki-üç gün içerisinde bitirdim. Akıcıklıkta, anlatımda sıkıntı yok. Elif Şafak, devrik cümlelere de sık sık yer vermiş ve betimlemeleri de harikaydı. Bu beni için oldukça iyi bir özellik.

Fakat, gelelim zurnanın zort mu zart mı artık her ne diyorsa desin, o kısma. Kitabın finali beni asla, ama asla tatmin etmedi. Final her şey midir sizin için, bilemem. Ama ben finalini beğenmediğim bir kitabı ısrarla tavsiye edemiyorum, güzel zaman geçirirsiniz ona kefilim, etrafınızda sizin gibi olmayan/düşünmeyen insanlara karşı biraz daha ılımlı olursunuz. Bu konuda sizi etkileyebilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Genel olarak güzel zaman geçirdim, başka bir Elif Şafak kitabına şans verir miyim diye soracak olursanız yine ilgimi çeken bir konusu olduğu sürece neden olmasın? Tarzımın dışındaydı, ben genelde distopya, fantastik ya da polisiye okuyorum biliyorsunuz. Finali tam bir hayal kırıklığı olsa da benim için, genel anlamda iyiydi güzel mottolar içeren bir kitaptı.

Benim Havva'nın Üç Kızı hakkında söyleyeceklerim bu kadardı, dilerseniz sağ üstteki minnak butonlardan sosyal medyada da takipleşebiliriz. Olumlu/olumsuz yorumlarınızı bekliyorum, bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere. Hoşçakalın :)

18 Ocak 2017 Çarşamba

Harry Potter Hakkında! / Sırlar Odası

Selam gençler! Arayı hiç soğutmadan, işte geldim buradayım. Bir Potterhead olarak kitaplarını okumamanın utancını yaşıyordum ki, geç olsun güç olmasın dedim. Seriye yeni başladım, takip edenler zaten bilirler ilk kitabını bitirmiştim fakat o dönem yaşadığım olaylar yüzünden bir türlü fırsat bulup yazamamıştım.

Aslında kitapların güzelliği hakkında konuşmak bana çok sıradan ve basit gelecek, çünkü sonuçta Harry Potter bu. Üzerinde ne kadar eleştiri yapabiliriz, bayıldığımızı öldüğümüzü bittiğimizi söyleyebiliriz ki? Eminim ki siz de şuan bu blogu okuyorsanız, büyük bir potterheadsiniz demektir. Büyük bir Potterhead, ne kadar da iddialı(!) oldu :) 

İlk iki kitabı kıyaslayacak olursam eğer, Felsefe Taşı bana daha güzel geldi. Bilmiyorum, belki ilk diye öyleydi fakat Harry Sırlar Odası'nda mevzuya o kadar çabuk adapte ettirilmiş ki, kıyas bile kabul etmiyor benim için iki kitap diyebilirim aslında. 

Bu arada Harry'nin gözlerinin aslında yeşil olduğunu öğrenmemdeki hayal kırıklığım, şokum... Ben onu hep mavi gözlü dev, mavi gözlü minnoş tatliş Harry olarak düşünürken Yeşil? Gerçekten hayatımın şokunu yaşadım diyebilirim. Zaten filmde de Daniel'e mavi lens takmışlar, 12 kez falan denemişler fakat alerjisi olduğu için bir türlü çekememişler. Eh madem, mavi gözlerin kalsın durumu olmuş. Yine de güzel olmuş bence.

Ama J.K gerçekten efsane bir anlatıcı, şuan bütün karakterler gözümde canlanabiliyor. Hermonie'den şuan nefret ediyorum mesela, bence çok şirret yani. Hiç Emma Watson gibi olmamış o, en sevmediğim tip. Peh.
Neyse, en bayıldığım tabii ki Snape. Filmle eşleştirdiğimizde gerçekten inanılmaz örtüşen bir karakter görüyoruz. Hem anlatılanlar gibi, hem de görsel olarak. Gülmeyişinin, sertliğinin çok iyi yansıtıldığını düşünüyorum.

Harry Potter serisine şuan ara verdim, tabi ki devam edeceğim fakat şuan araya sıkıştırmam gereken ve merak ettiğim solo kitaplar da var. Sıradaki kitabımı merak ediyorsanız yorum bırakın, söylerim. Merak etmiyorsanız da yorum bırakın :P Özledim sizleri be. 

Takipleşmeyi unutmayalım, sosyal medya hesaplarım da sol üstte. Hepinizi öpüyorum!

XOXO


16 Ocak 2017 Pazartesi

Ara Tatilde Kaliteli Zaman Geçirmek

Merhabalar! Sizi çoook özledim. Ne var ne yok, nasılsınız? Umarım iyisinizdir, ben biraz iyi gibiyim ya. Finaller bitti, iyi kötü bir stresten kurtulmuş oldum ve hemen soluğu blog yazmakta aldım tabiki.

Bugün "Ara Tatilde Kaliteli Zaman Geçirebilmek İçin Neler Yapabiliriz?" ondan bahsedeceğim. Nacizane, size farklı ya da değişik gelen birtakım şeyler içerebilir bu blog girdisi, belki :)

1-Yeni bir mekan keşfedin.
MOC/Nişantaşı

Biliyorum, çok klasik geldi. Peki ya size bu mekanı nasıl keşfedeceğinizi söylersem? Şimdi, tek başınıza çıkın. Tek başınıza diyorum çünkü insanın kendisiyle baş başa kalabilmesi çok önemlidir. Kafanızı dinlersiniz, toplarsınız. Açılırsınız. Kendinize bir semt belirleyin, tabii cafe vs. tarzında şeylerin olacağı bir yer olmalı bu mesela Beyoğlu, Nişantaşı, Çengelköy gibi. Gözünüze hoş gelen, ilginizi çeken bir mekana girin ve kendinize güzel bir kahve/yemek söyleyin. Olay bu kadar basit :) İnanın iyi gelecek, insanın kendisinin keşfettiği şeyler her zaman iyileştirici bir özellik taşır bana göre.

2- Yeni bir yazar ile tanışın.



Evet, yazar diyorum. Çünkü yeni bir kitaba başlamak, klasikleri okumak, temel eser gibi, dillere pelesenk olmuş şeyleri bulmak ve rastgele okumak en basit olanı. Peki ya biyografisinin ilginizi çekeceği, kabaca hayatın darbesini vurduğu, kenarda köşede kalmış, hak ettiği ilgiyi göremeyeceğini düşüneceğiniz bir yazar keşfederseniz? Bence efsane olur. Belki sizin sayenizde bambaşka bir dünyanın kapısı bir tık daha aralanır, olamaz mı? :)

3- Spor yapın.


Bu kısmı uzatmayacağım, sporun faydalarını vs. tartışmayacağım fakat gerçekten en kötü çıkın yürüyün. 1 saat bile yürüseniz vücudunuzdan çok inanın ruhunuza ve beyninize iyi gelen bir aktivite olacak. Saatlerce ağırlık kaldırıp ter dökmenize gerek yok, bir saatlik bir yürüyüşten bahsediyorum. En azından benim için bir deneyin, ileride bana çok teşekkür edeceksiniz deyip bir klişeyle bu kısmı tamamlamak istiyorum :)

4- Sevdiğiniz bir kişiyle ortak bir diziye başlayın.

Dizi olması önemli, çünkü aynı bölümleri aynı zaman diliminde izleyip yorumlaşabilirsiniz. Eğer benim gibi film/dizi özürlüsü bir bireyseniz daha da faydalı olacaktır sizin için. Bu fikrimi de aklınızda bulundurun :) Hem de sevgilinizle/arkadaşınızla güzel bir paylaşım olmuş olur sizin için.

5- Yeni tarifler deneyin.


Mutfakla aranız nasıl bilmiyorum, şahsen benim bir aram yok diyebilirim. Hiç mecbur kalmadım diyebilirim, kalırsam da eğer makarna falan işte klasik. Öyle yani. Ama siz eğer seviyorsanız yeni tarifler deneyin, bulun araştırın. Hem dönem için de güzel olur. Yenilikler her zaman güzeldir :) Ben de yeni lezzetler denemeyi seviyorum fakat ben yapmıyorum, farkı o :P

Benim ara tatilinizi güzel geçirmek adına önerilerim bunlar, umarım beğenirsiniz. Yorum bırakmayı ve blogumu takip etmiyorsanız takip etmeyi unutmayın, hemen sağ tarafta. Sol üstte gözüken minnak butonlardan beni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz. Her zaman sorularınıza/önerilerinize/fikirlerinize açığım. Sizleri seviyorum.

Bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere, hoşçakalın :)

28 Aralık 2016 Çarşamba

Elle Tutulan Zaman




Çağımızın en büyük sorunlarından biri, kendine zaman ayırmak kavramı gibi görünüyor. İnsanların dinlenme anlayışı, uyumaktan ya da yatarak bir vakit geçirmekten ibaret. En azından bir çoğunun ki böyle.. Kendimden bahsetmem gerekirse, ben gerçekten uyuyarak ve boş boş yatarak dinlenebilen bir yapıya sahip değilim. Yattıkça vücudum daha çok yoruluyor, ne kadar boş boş zaman harcarsam kendimi o kadar yorgun ve bitkin hissediyorum. İşin özü, yattıkça yatasım geliyor.

Bu demek değildir ki taş taşıyalım, ağır işler yapalım ya da beynimizi asla boş bırakmadan sürekli ders çalışıp işlerimizi halledelim. Kendimize yeni, eğlenceli zaman dilimi geçireceğimiz hobiler/aktiviteler edinmeliyiz. Dinlenmek algısı ve ne yapılacağı, insanın aslında kendisine neler katabildiğiyle ilgilidir. Evet, biraz kapalı bir cümle oldu fakat şu şekilde açalım:

"Sevdiğiniz dizi/film/kitaplardaki cümleleri not alın."

Hepimiz bir şeyler izliyoruz, okuyoruz öyle değil mi? İzleyip kapatıyoruz ya da en fazla kaldığımız bölümü işaretliyoruz ki ben onu dahil yapamıyorum. Eğer, izlediğimiz ve okuduğumuz şeylerde bizim için motto sayılabilecek, ya da hiçbir anlamı olmayan fakat hoşumuza giden şeyleri not aldığımız zaman kendimizi daha doygun hissedebiliriz. Ayrıca, elimizde daha somut bir şeyler olmuş olur. Örneğin, Harry Potter.

Potterhead olmama rağmen hep filmlerini izlemiştim bu yaşıma kadar defalarca, kitaplarını okumaya karar verdim bu yılın sonunda. Şuan ikinci kitaptayım, tahmin edeceğiniz üzere efsane replikler var. Ben de onları not almaya başladım, hem sonrasında okuduğumda nerde ne olmuştu, hangi kitabı neden sevdim ya da sevmedim, hangi dizide kim ne söylemişti de hoşuma gitmişti diye düşünebiliyorum.

Bir nevi kendime ayırdığım o güzel zaman dilimini, elle tutulur bir hale getirmiş oluyorum. Hepinize bunu yapmanızı tavsiye ediyorum, inanın çok daha güzel olacak her şey. Daha mutlu, daha "bir şeyler yapmış" ve daha düzenli hissedeceksiniz. 

Bahsettiğim şey insanlık için küçük, sizin içinse koccccaman bir adım olabilir. Unutmayın! Unutmamak adına, yapın bunu.

Yazımı beğendiyseniz blogumu takip etmeyi, minicik bir yorumla ayrılmayı ve fikirlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın. Sağ üstteki minnak butonlardan beni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz, hepinizi öpüyorum <3

25 Aralık 2016 Pazar

The Body Shop / Vitamin E- Nemlendirici Gündüz Kremi

Merhaba! Nasılsınız? Ben çok iyiyim, bir önceki günlere kıyasla tabii. Ufak bir rahatsızlık geçirdim, günlük hayatımı aksatacak kadar ciddiydi ama. Devrik devrik takılıyorum ya neyse, yedim iğneleri kendime geldim. Hiç vakit kaybetmeden özlem dolu "bakım" içerikli blog girdime devam ediyorum, ya da giriş yapıyorum. Siz seçin! :)



Bir sürü marka, high end ya da drug store olmasına rağmen güzel bir nemlendirici bulmak herkes için çok zor bir durum haline geldi. Bir çoğu sivilce yapıyor (en azından bana yaptı), ıslak ıslak bırakıyor, cilt emmiyor ya da sim sim duruyor. Fakat en ciddi ve tehlikeli olanı cildimize bakım yapalım derken, minik minik akneler ya da isilik tarzında şeyler çıkıyor olması.




 Benim size bugün önereceğim ürün The Body Shop'un Vitamin E serisinden Nemlendirici Gündüz Kremi. Kullandığım en güzel nemlendirici diyebilirim, içerisinde minik ışıltılar olsa da kesinlikle ciltte sim sim durmuyor size bir parlaklık sağlıyor. Yaz için bu parlaklığı sevmiyor olabilirsiniz özellikle yağlı ciltler, fakat kışın bir sorun olacağını zannetmiyorum aksine cildi daha canlı gösteriyor. Ürün 50 ml, oldukça bereketli. Kıvamı çok cıvık olmadığı için az bir miktarı bile tüm yüzünüze yetiyor.


Kapağı açtığınızda böyle bir koruma ile karşılaşıyorsunuz.
Hızla emiliyor, biraz daha mı sürsem az mı geldi hissiyatına kapılıyorum. Ben internet sitesi indirimde iken 14,90 gibi çok komik bir fiyata almıştım üstelik kargo ücretsizdi. Şuanda da müthiş bir yılbaşı indirimi var, linkini sizlerle paylaşacağım. İndirimler candır, öyle değil mi? :)



























E vitamini cildin en çok ihtiyaç duyduğu vitaminlerden biridir, ben özellikle bu yüzden bu seriye bakmıştım. Şimdi diğer ürünlerine de bakacağım, göz kremi arayışındayım. Önerileriniz varsa beklerim :)

http://www.thebodyshop.com.tr/v%C4%B1tamin-e-nemlendirici-g%C3%BCnd%C3%BCz-kremi-100ml-s


Not: Kapak rengi farklı, ben alalı 4 ay kadar oluyor. İçeriğinin aynı olduğunu düşünüyorum, en yakın bu kremi bulabildim. Seri aynı, diğer seçeneklere de bakabilirsiniz :)


Blog yazımı beğendiyseniz blogumu takip etmeyi, olumlu ya da olumsuz mutlaka bir yorumla ayrılmayı unutmayın! Sosyal medya hesaplarımı takip etmek için sağdaki minnaklara tıklayabilirsiniz :) Bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere, hoşçakalın! :)

14 Aralık 2016 Çarşamba

#HALEP

Herkese Yeniden Merhabalar.

Ülkece, bunun yanı sıra "kardeşçe" gönül bağlarımızın bir olduğu insanların acılarına şahitlik ediyoruz. Elimizden duyumaktan başka bir şey gelse keşke, Halep'teki can alıcı katliamı. Yardım tırları, ilaçlar, erzak depolayıp gönderiyoruz evet ulaşılabilirliği tartışılır bunun farkındayım. Fakat, yine de bir şeyler yapmak gerekiyor diye düşünüyorum.

En azından Paris'te bir katliam olduğu zaman #prayforparis etiketiyle paylaşım yapanlarımız, sanat camiasındaki insanlar.. Tabii onlar bu yazıyı görüp okumayacaklardır fakat ben bunu söylemek zorundayım. Müslüman bir kardeşin defalarca eşinin gözü önünde tecavüze uğrarken, karılarının ırzlarını korumak için şeyh-ül islamdan fetva beklerken senin yüreğin hiç acımıyor mu?



Eminim kiminiz "Burası da yeri mi, blog sayfası burası. Neden paylaşıyorsun? Kafa dağıtmaya geliyoruz!" diye düşünecektir. Bu yazıya bilerek fotoğraf eklemiyorum, kalbim dayanmıyor çünkü. Çok izledim, çok gördüm. Bu zulmü çok yerde paylaştım ama bu konu hakkında konuşurken fotoğrafını buraya eklemek, yapamıyorum. Ben bu blog yazısını girmeye başladığım an aklımda Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının yorumuni girecektim. Sizlerle Potterhead olmama rağmen kitaplarını hiç okumadığımı bu zamana kadar, ve nedenini paylaşıp açıklayacaktım.

Ve evet, bu yazıyı paylaştıktan sonra onu da hazırlayıp paylaşacağm. Şükür ki Halep'te ateşkes ilan edildi, Rusya ile görüşmeler yapıldı ve geçici bir ateşkes var şuanda. En azından yüreğimiz biraz olsun ferahladı, bol bol dua edelim. Bize dokunmayan yılan bin yaşamasın. Ülkem için, dünya için ep güzel şeyler olsun.

Potterheadler, beklemede kalın!

#PRAYFORHALEP

31 Ekim 2016 Pazartesi

Seksek-Julio Cortâzar #currentlyreading

Kısa bir aradan sonra, herkese koooccaman bir Merhaba! Evet, kısa bir ara diyorum çünkü adeta bir reklam tadında, minicik bir aradan sonra sizlerleyim! Bugün, bir değişiklik yapıp -halen okuduğum- kitap hakkında bir blog girdisi paylaşacağım sizlerle.

Benim için farklı, konusu daha çekici olmayan, dili de bir o kadar ağır denilebilecek bir kitap okumaktayım: Seksek.



Julio Cortâzar hakkında ansiklopedilerce bir bilgi birikimim olmasa da ismini çok sık duydum tabiki, ve nasıl bir dili var, bir kitapta bu kadar uzun cümlelerle neyi, ne şekilde anlatmaya çalıştığını çok merak ettim. Şuan, 132. sayfadayım. Çok okumuş sayılmam, okuyacağım kısmı 410 sayfa bu kitabın.

Ama, yalnızca -benim okuyacağım- kısım 410 sayfa :) Kitap total olarak 645 sayfadan oluşuyor. Bilenler bilir, kitap 410. sayfaya kadar 56 bölümden oluşuyor ve okunması zorunlu olan kısımlar bu kısımlar. Fakat, yazar şöyle bir güzellik yapmış ki bu benim oldukça dikkatimi çekti. Kitabı almamdaki en büyük sebeplerden biri oldu diyebilirim. O kısımları neden mi okumayı düşünmüyorum, hadi devam edelim! :)
56. bölümden sonra, isteğe bağlı olarak hikaye daha farklı şekilde anlatılıyormuş. Ve siz bu kısımları sayfa sayısına göre değil, kitabın başında belirtilen gidişata göre bulup, bölümleri o şekilde okuyorsunuz. Merak etmedim değil, hala merak ediyorum. Yalnız, bu kitap öyle elinize aldığınızda sular seller gibi akıp giden bir roman değil. Dili ağır, uzun uzun cümleler var, arada bir beyin yakıyor.

Ütopik diyemem, fakat karakterlerin sağlam bir akli dengeye sahip olduklarını da hiçbirimiz söyleyemeyiz :) Şuanlık güzel gidiyor, ağır olmasına rağmen bahsettiği konu ve tarz ilgimi çektiği için okumaya devam edeceğim muhtemelen bitiririm. Bitirdikten sonraki görüşlerimi de sizlerle paylaşırım, takipte kalın.

DİPNOT EN ÖNEMLİ NOT!: Arkadaşlar, bildiğiniz üzere ben bu kitabı -hala okuyorum- Bu sebepten, spoiler vermek gibi bir durum söz konusu olmasın lütfen. Ben bile size bir kitaptan bahsederken sıfır spoiler veriyorsam, siz de bana yapın bunu :) Kaldı ki, yorumlarda herhangi bir ipucu görürüm diye ben dizi bölümlerinden -sonra- okurum o yorumları. Aynı şey kitap için de geçerli, bu da böyle bir rica olsun benden size, nacizane :)

Hepinizi çok öpüyorum, bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Hoşçakalın!

28 Ekim 2016 Cuma

George Orwell-1984


Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Klasik
Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviri: Celâl Üster
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 352

Selam Millet! Nasıl özledim sizi nasıl, anlatamam. Arada bir mesaj atın, yorum atın, dürtün beni ya! Unuttuğumdan değil, üzerinde çalıştığım çok güzel bir projeden dolayı ihmâl ediyorum buraları. Ama geldim bakın. Vazgeçmiyorum, inatla yine buradayım :) Fark ettim ki uzun zamandır girizgâh kısmı hep bu şekilde oluyor, ne olur affedin. Direkt başlayamıyorum sanki, öncesinde hep bir şeyler söyleme ihtiyacı güdüyorum. Yakın zamanda projemden de sizleri haberdar edeceğim zaten, lütfen takipte kalın :)



Evet, bugün benim için ayrı bir yeri olacak olan değil, olmuş olan bir kitaptan bahsedeceğim sizlere: 1984. George Orwell tarafından yazılmıştır, da da da. Bu kısımları geçiyorum, siyaset, hukuk, işletme, psikoloji, sosyoloji.. Hangi konuya, ne şekilde ilginiz olursa olsun bu kitabı mutlaka okumalısınız. Gerçekten, herkesi içerisine alan ve okunması zorunlu kılınan başka bir kitap yoktur sanırım -en azından benim tarafımdan- çünkü ben her okuyucuya hitap eden tarzın/yazarın farklı olduğuna inanıyorum. O güzel insanları bulduktan sonra yolumuza devam etmek çok daha güçlü, sağlam oluyor :)

Kitap aslında bir ütopyadan ibaret, yani kurgusu günlük hayata taşınabilecek bir kurgu değil. Sürekli izlendiğinizi, her adımınızın, her hareketinizin, hatta her "düşüncenizin" okunduğunu düşünün! O kadar ütopik ve o kadar gerçek ki, anlatamam. Kitap hakkında konuşurken "ütopya" demek istemiyorum resmen, hakaret gibi geliyor. Durumu bizzat yaşıyoruz, Türkiye'de ya da dünyanın herhangi bir yerinde hiç fark etmez. Başka insanların -hiyerarşik olarak üst sırada ya da alt sırada fark etmez- bizi etkilemelerine o kadar çok izin veriyoruz ki!

Bu gerçeğin nasıl farkında değiliz, olmuyoruz, nası uyutuluyoruz? İşte bunları öğrenmek için bu kitabı mutlaka ve mutlaka okumalısınız! Winston ile siz de bu büyülü yolculuğa çıkıyorsunuz, ister istemez kendinizi onun yerine koyuyorsunuz. Kalbimin küt küt attığı sayfalar oldu diyebilirim.. Eğer kendinizi tamamen kitaba vererek okursanız, ne demek istediğimi anlayacağınızdan hiç şüphem yok. Sonu, tüylerimi diken diken yaptı benim. Yazarken bile aynı hissiyata bürünüyorum ki zaten onca işimin arasında elimden asla düşüremediğim bir kitap oldu. Kaç günde okudum bilmiyorum, fakat belli bir sayfa sayısından sonra aktı gitti kitap.
Bu resmi koyuyorsak, sebebi var! :)
Ben kitapları yorumlarken konusundan, karakterlerden, teknik kısımlardan pek fazla bahsetmiyorum arkadaşlar. Genel olarak bende bıraktığı izlenimden bahsediyorum, spoiler vermiyorum kısacası. Ama eğer isterseniz, daha detaylı bir yazı da paylaşabilirim. Lütfen bu konuda benimle görüşlerinizi paylaşır mısınız? Çok mutlu olurum.

Bu kitabı alıp okursanız eğer, beni Instagram'dan ya da diğer sosyal medya hesaplarımdan ekleyin. Konuşalım, yorumlaşalım. Sizlerin yorumlarınızı da çok merak ediyorum çünkü geri dönütler almak beni inanılmaz mutlu ve motive ediyor!

Benim George Orwell-1984 kitabı hakkında -OKUYUN!- diye ısrar ettiğim blog yazım bu şekildeydi, umarım keyifle okumuşsunuzdur :) Olumlu ya da olumsuz bütün yorumlarınızı, fikirlerinizi, eleştirilerinizi bekliyorum. Lütfen minik bir yorumla ayrılın buradan, beni çok mutlu edersiniz. Sağ üstte bulunan iki minnak butondan da beni Instagram ve Twitter'dan da takip edebilirsiniz.

Mutlu kalın, güzel kalın! :)

12 Ekim 2016 Çarşamba

KİTAP OKUMAK İÇİN 5 SEBEP!

Herkese Merhabalar! Biliyorum, bu sefer uzun değil çoook uzun bir ara vermiş oldum. Okullar açıldı, düzenin yerine oturması vs. derken gerçekten blogu çok boşladığımı fark ettim. Bunun için sizlerden minik bir özür dilemiş olayım, -bana göre- çok eğlenceli bir konuyla karşınızdayım! Bu blog yazım başlıktan da görebildiğiniz gibi "Kitap Okuma Alışkanlığı" ile alakalı olacak.

Arkadaşlar, biliyorsunuz ki kitap okumak harika bir duygu. Biliyorsunuz diyorum ama umarım gerçekten biliyorsunuzdur... Ben "Kitap okuyamıyorum, çok seviyorum ama vaktim yok, uykum geliyor" gibi cümleleri hiç dikkate almıyorum çünkü HER ŞEY BİZİM ELİMİZDE. Kendimize vakit ayırmalıyız... Şimdi maddelere geçiyorum, o kısımda biraz daha detaya ineceğiz :)



1) Kişisel Gelişimimiz İçin
"Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" diye bir kalıp vardır ya hani münazaralarımıza baş konuk olmuştur her zaman. Ben, gezerken okuyan diyorum :) Hayatta her şeyi bilemeyiz, yaşamadan. Fakat iyi veya kötü birçok şeyi yaşamak için fırsatımız dahi olmuyor. Kişisel gelişimden kastım yalnızca kişisel gelişim kitapları değil tabiki, siz bir romanda da kendi hayatınızda motto edinebileceğiniz bir cümle, konu bulabilirsiniz. Öyle bir cümledir ki o, sizin hayatınızı değiştirir. Evet, buna inanın. Bir kitap, sizin hayatınızı "gerçekten" değiştirebilir.

2) Gerçek Dünyadan Uzaklaşabilmek İçin
"Ben Realistim, benim fantastik dünyayla işim olmaz!" diyenlerinizi duyar gibiyim. Arkadaşlar, mesele bu değil. İş, okul, sevgili, arkadaş, meslek, para.. Bakın bunlar hep dert. Ciddiyim dert, bir tanesi bile yoktur ki mükemmel olsun. Bizim ara ara mükemmeli görmemiz lazım, mükemmel kitaplar okumamız lazım mesela. Kafamızı boşaltmamız, dinlenmemiz lazım.

3) Genel Kültür İçin
Evet, şu dillere pelesenk olan "Genel Kültür"den bahsediyorum. Çok abartıldığını düşünmekle birlikte, gerekli olduğuna yüzde yüz katılmaktayım. Bir masaya oturduğunuzda, tanıdığınız veya tanımadığınız insanlarla bir muhabbet içerisine dahil olduğunuzda tek bahsedeceğiniz şey okuldaki yakışıklı erkekler/güzel kızlar olmasın. Ekonomi bilin, hayat bilin, doğa bilin, matematik bilin. Bu her şey olabilir, hiçbir bilgi boş değildir. Merak edin, sorun ve araştırın.

4) Hayatımıza Yön Verebilmek İçin
Size de oluyor mu bilmiyorum fakat kendi adıma konuşayım, bazen öyle bir çıkmaza giriyorum ki ne yapacağımı bilemiyorum. En yakın arkadaşımla da konuşsam, psikolog ile de bir şey fayda etmiyor. Bu gibi durumlarda, özellikle bir tercih yapmam gerekiyorsa "özellikle" benim için yapılmamış, yazılmamış, ben sanki öylesine onu ele geçirdim ve okuyorum edasıyla konuya ilişkin, güzel bir kitap buluyorum. Bir anahtar kelime yazıyorum mesela, karşıma çıkan ilk kitabı alıp okuyorum. Öyle güzel sonuçlar aldım, öyle iyi hissettim ki anlatamam.. Size de tavsiye ediyorum.

5) İlgi Alanlarımızı Keşfedebilmemiz İçin
Bir kitap hayatınızı değiştirebilir dedim ya, bunun yanı sıra size hiç ummadığınız kapılar da açar. Örneğin, bir karakter var ve bu karakteri kendinize benzetiyorsunuz. Onun ilgilendiği bir sanat, edebiyat, müzik dalı ilginizi çekiyor ve siz bunu yeni öğrendiniz. Deneyin, devamının geldiğini göreceksiniz. Evet kitaplar bir yazar tarafından yazılıyor, birçoğu hayal ürünü. Fakat, siz o yazarın ne şekilde, ne koşulda, hangi kafada, kim hakkında yazdığını asla bilemezsiniz (o açıklamadığı sürece). 

Dipnot: Sağlam yazarların kitaplarını okuduğunuzda o karakterler gerçekten yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz! Bana öyle olmuştu, eğer merak ediyorsanız Tess Gerritsen kitap yorumlarıma da bakabilirsiniz :)



Kendinize güzel bir kahve alın, en basit sebep olarak kapağını beğendiğiniz bir kitap varsa bile onu alın, okuyun! Göreceksiniz, bu size çok iyi gelecek :)

Yazımı beğendiyseniz blogumu izlemeyi unutmayın, ayrıca Instagram hesabı da var ve orada da aktifim bazen Instablogger şeklinde paylaşımlar yapıyorum burada olmuyor. Beni oradan da takip etmeyi unutmayın :) Sap üstte görmüş olduğunuz Twitter ve Instagram sembollerinden direkt olarak profillerime ulaşabilirsiniz :) Olumlu veya olumsuz yorumlarınızı bekliyorum, hepinizi çok öpüyorum. Bir sonraki blogta görüşmek üzere, hoşçakalın! <3

18 Eylül 2016 Pazar

LİSENİN İLK GÜNÜ (ve HAFTASI) YAPILMASI VE YAPILMAMASI GEREKENLER


Herkese Selam! Keyifler nasıl? 2016-2017 Eğitim ve Öğretim hayatı birçok insan için yarın BAŞ-LI-YOOR! Benim için değil tabi, benim daha var :) Belki de o yüzden bu kadar rahat konuşabiliyorum şimdi, umarsızca takılıyorum :P

Siz öyle misiniz bilmiyorum fakat ben ilkokulda, lisede, üniversitede fark etmez okulun ilk günleri çok heyecanlanırım. Heyecan dediğim öyle elinizin ayağınızın birbirine dolaşması falan değil, neler olacak nasıl olacak ne giysem saçımı nasıl yapsam vs gibi. :) Hatta çok net hatırlıyorum, tatilin son bir haftası hiç geçmek bilmezdi.

Bilenler bilir diyeceğim fakat burada kim bilecek o ayrı, ben yatarak dinlenebilen bir insan değilim. Hiç olmadım ve bu mükemmel bir özellik! Şuan bu blogu yazmak bile benim için terapi gibi bir şey, hatta direkt olarak öyle. Kafamda düşünmek istemediğim, belki biraz daha ileri tarihlere itelediğim düşünceler mevcut ve ben bir şeyle uğraşmadığım an bunu yapamayacağımı biliyorum. Yine konu dağıldı, hemen toparlıyorum.

Bu yazım özellikle LİSE ÖĞRENCİLERİ için, ÜNİVERSİTE YAZISI DA EN YAKIN ZAMANDA GELECEK! :)

LİSENİN İLK GÜNÜ (ve HAFTASI) YAPILMASI VE YAPILMAMASI GEREKENLER:

1) Rockçı gibi giyinmeyin.
Evet, biliyorum hepinizin kanı damarlarında deli akıyor, ama Metallica dinliyorum diye bağırmanızın hiçbir faydası yok. Hocalar free olur diye simsiyah gözler, simsiyah takılarla okula gitmeyin :)

2) Ön yargılı olmayın.
Her ne kadar bu maddeyi koymuş olsam da zor biliyorum. Fakat, siz yine de deneyin. Herkese selam verin, sırıtın demiyorum fakat cool olacağım diye kasıntı kasıntı dolaşmayın :)

3) Sınıfta güzel bir yer seçin.
Her zaman olduğu gibi, herkesin belli bir yeri olur ve oraya oturur sürekli. Siz nereye oturmak istiyorsanız oraya oturun, zira ilk gün tapusunu aldınız aldınız sonrası biraz zor (Öğretmen yerlerinizi değiştirmezse tabii)

4) Uğuruna inandığınız bir kalem edinin.
Bu benim için çok çok önemlidir, öyle bir kalem hepimiz için mutlaka vardır. Lisede, üniversitede, belki PHD yaparken bile olacaktır. Bu ayrıntıyı atlamayın! :)

5) Politik olun.
Ne çok gülün, ne de sırıtın. Siyasi görüşünüzü, şahsi düşüncelerinizi vs. ilk zamanlardan bağıra bağıra belirtmeyin çünkü kimse bunu merak etmiyor, etmeyecektir. Bunun yerine kendinizden, hobilerinizden vs. bahsedin.

6) Yalaka olmayın!
İlk günlerden öğretmenlerin gözüne girmeye çalışan inek tipli bir öğrenci gibi gözükmeyin, bırakın zamanla dersleriniz sayesinde ön plana çıkın. Her tenefüste öğretmen masasının dibinde bitenlerden olmayın, zira ben hiç haz etmezdim :)

7) Çok makyaj yapmayın.
Doğallık her zaman iyidir, hatta bence hiç makyaj yapmayın.

8) Kıyafet yönetmeliğine -en azından ilk zamanlar- uyun.
Öğretmenler belalı diyebileceğimiz tipleri ilk haftalardan gözlerine kestirip, onlara yoğunlaşırlar. Kıyafet konusunda da politik olun, dikkat çekmeyin :)

Benim söyleyeceklerim bu kadardı, biliyorum belki biraz geç oldu ama yine de sizlerle paylaşmak istedim :) Hepinizi öpüyorum ve başarılar diliyoruum :*

15 Eylül 2016 Perşembe

Otacı Bitkisel Şampuanları ve El Kremi

Herkese yeniden merhabalar! Bugün denemem için ürün testerlarını bana gönderen Otacı Bitkisel markasından bahsetmek istiyorum sizlere :) Saçlarımda ilaçtan kaynaklı ciddi bir dökülme oldu, eskiye oranlara daha az gür saçlarım var diyebilirim. Hatta bu sebepten kısa küt kestirdim, beğenildi gerçi. Neyse, bu kısımları pas geçiyorum :)

Firma bana ürünleri gönderdi. Tester ürün göndermelerine rağmen dayanıklı bir jelatinin içerisinde, gayet güvenli bir şekilde geldi. Instagram'da da kargoyu birlikte açmıştık zaten. Eğer beni oradan da takip ediyorsanız, neyden bahsettiğimi biliyorsunuz demektir :) Etmiyorsanız da, sağ üstte gördüğünüz çamaşır makinesini anımsatan Instagram butonuna tıklayıp takibe alabilirsiniz! Ay konuyu da bir türlü toparlayamadık yahu.



Ne diyordum, geldi ürünler ben bir çoğunu denedim -el ve tırnak bakım kremi hariç- ve çok memnun kaldım. Kokuları mükemmel mi, tabiki değil. İçerisinde 10 tane bitkinin özü var, bu bitkilerin de orkide ya da gül olmasını beklemiyoruz tabiki de. Fakat, kötü kokmuyor. Beni rahatsız etmedi, birçok bitkisel ürün köpürmezken bu şampuanlar bayağı bir köpürüyor. Hatta Elseve, Elidor vs. gibi markaların şampuanlarına göre daha fazla köpürdüğünü söylemeliyim. Bu iyi bir şey mi kötü mü bilmiyorum ama, bembeyaz kocaman kocaman köpüklerle yıkayabiliyorsunuz saçlarınızı :) Bana daha fazla temizleniyormuş hissiyatını veriyor, sizin için de öyle mi? :)



Fotoğraftan da görüldüğü üzere Sarımsaklı, bitki özlü, yağlı ve normal saçlar için, dengeleyici vs. diye her tip şampuanlarından göndermişler sağolsunlar. Ben en çok sarımsaklı olanını beğendim çünkü yapısı biraz daha yoğun ve hiçbir şekilde sarımsak kokmuyor.

Otacı Bitkisel markasının ürünlerini Gratis'te görmüştüm, diğer birçok kozmetik mağazalarında da bulabileceğimizi düşünüyorum. Şahsen ben sarımsaklı olanı (ya da hangisini bulursam) bulursam mutlaka alacağım. Sls içermemesi bile yeter kullanmak için, biliyorsunuz ki sls organik ve bitkisel olmayan bütün şampuanların içinde bulunuyor.




Sizlerle madem fikirlerimi paylaştım, yeni imajımı da paylaşmak istiyorum! Tabii Instagram'dan görmediyseniiiz :) Takipleşelim lütfen, yorumlarınızı da benden esirgemeyin. Öpüyorum

11 Eylül 2016 Pazar

İçimden Gelen

Selam herkese, baştan belirtmeliyim ki bu ne bir ürün ya da kitap inceleme, ne de dizi/film öneri yazısı olmayacak. İçimden geldiği gibi, bir şeyler karalamak istiyorum sadece hepsi bu. Blogun asıl amacı da bu değil midir zaten? İlla bir konu ya da tema olmak zorunda değil bana göre, sadece yazmak istiyorum.


Farkında mıyız bunun bilmiyorum ama milyarlarca insan olduğu gibi, bir de o insanların hayatları ve fikirleri var. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, sanki herkesi memnun etmek mümkünmüş gibi. İşin -mümkânsız- tarafını bir kenara bırakacak olursam, zorunda mıyız?

Evet, asıl soru bu bence. Biz, yaptığımız her işte ya da atmaya karar verdiğimiz her adımda birilerini mutlu etme amacı içerisinde olmak zorunda mıyız? Kendimiz için mi yaşıyoruz, yoksa yaptıklarımızda çevremizdekilere dokunmadan, tabiri caizse kimseye değmeden ortalarda bir yerlerde nefes almaya mı çalışıyoruz sessiz sessiz? İnanın bilmiyorum, size de aynı hisler ara sıra uğruyor mu fakat illaki dokunmuştur size de kurduğum cümleler. Eminim ki bir kısmında "Acaba?"larınız akıllarınızın bir köşesine gelmiştir.


Mutluluk bana göre bir seçim, insan beyni ve kalbi de buna göre çalışır. İstediğiniz dine, inanca sahip olun fark etmiyor. Bilimsel olarak böyle bu, "İnsan unutmaya meyillidir, işlevi bu yöndedir." Hepimizin hayatlarında zaman zaman sıkıntılar oluyor evet, daralıyoruz bunalıyoruz. Bardağın dolu tarafını her zaman görebilen pozitif bir insan değilim ben ne yazık ki, yazımdan da anlaşılıyordur bu. Pesimist sayılmam fakat çoğu zaman "Ayşenur sen en kötüsünü düşün, kendini alıştır. Olursa sevinirsin, olmazsa üzülmezsin." mantığındayım. Hayat felsefem haline gelmiş durumda diyebilirim, pek bir zararını görmedim. Ama söyledim ya, her şey bizde bitiyor diye. Bir de, Her şerde bir hayır ve her hayır da bir de şer vardır mantığındayım :) Yaşanılan olumsuz olaylardan illaki bir ders çıkarırım, en kötü bir daha aynı şeyi yaşayacak kadar salak bile olsam ilk değil diye sevinirim. Gerçekten böyle, tecrübe kazanmış olurum yani! :)

Kilit nokta "Kim için, ne için yaşadığımız" Kim istemediği bir mesleği yaparken mutlu olabilir ki? Olamaz. Sen avukat olunca annene babana madalya takmayacaklar, konu komşu "Aysel teyzenin oğlu da doktor olmuş" diye konuştuğunda hiç kimse senin bir insan hayatını, kalbini her saniye ellerinin arasında tutmanın senin kâbusun olduğunu bilmeyecek belki. Bu senin gerçeğin, başkalarının 10 dakikalık gün konusu haline gelecek sadece.


Özetleyecek olursam eğer; hiçbirimiz başkalarının mutluluğu için kendi zevklerimizden ve tercihlerimizden ödün vermemeliyiz. Herkesin sevdiği insan gerçekten başarılı değildir ve her insanın mutlu olması için kendinden taviz veren insanlar asla net bir karaktere sahip olamazlar. Kendiniz olun, bırakın sizi sevenler gelsin peşinizden. Diretin, çalışın ve mutlu olun. Vee son olarak;
Başarı, size inanmayan insanlara "Koydum mu?" demek içindir! Bu sözü unutmayın. Evet, yalnızca bunun için değildir elbet ama, siz beni anladınız ;) 

Bayram öncesi böyle bir yazı sizi yükseltti mi düşürdü mü bilemiyorum, ama beni çok rahatlattığını söylemeliyim. Hepinize şimdiden İyi Bayramlar diliyorum, bu tarz yazıların devamının gelmesini istiyorsanız biraz daha dolmamı bekleyebilirsiniz. Zira durup dururken olacak iş değil :) Hepinizi öpüyorum, takipleşelim.

4 Eylül 2016 Pazar

The Mentalist

Herkese Merhabalar! Keyifler nasıl, tatil yavaş yavaş elini eteğini çekecek üzerimizden onun telaşı başladı mı şimdiden? :) Hiçbir zaman uzuuun tatilleri seven biri olmadım, yaz mevsiminden de hiç hoşlanmıyorum. Bu konuda yalnız olmamalıyım ya, en azından ben öyle düşünüyorum :( 


Sonbahar geldi, benim en sevdiğim mevsim. O yüzden size böyle "iç açıcı" (benim için tabiki, ne de olsa benim blog yazım olsun o kadar) bir fotoğrafla giriş yapmak istedim. Ama konumuz bu mu, tabii ki değil. Gri, sararmış yapraklarla dolu mükemmel bir havada en iyi ikili nedir? Tabiiki Kahve ile Dizi keyfi (ilerleyen zamanlarda bu ikiliye battaniye de dahil olabilir, görelim bakalım).

Size yine bir yabancı dizi önerisiyle geliyorum, The Mentalist. Mükemmel, efsane bir dizi vs. diye methiyeleri düzmeyeceğim çünkü zaten o kadar beğenmesem blogumda ne işi var. Kesin kendimi tutamayıp yardıracağım ya yine, neyse :) Benim gibi polisiye aşığıysanız bu diziye bayılırsınız. Teorik olarak bahsedecek olursam, The Mentalist çok yeni bir dizi değil. 7 sezonluk bir dizi, son bölümü de 19 Şubat 2015 tarihinde yayınlandı. 


Bu dizide en çok sevdiğim şey güzelce kurgulanmış bir polisiye gerilimin yanı sıra, Simon Baker'ın yani dizideki ismiyle Patrick Jane'nin zekası. Sherlock Holmes'i bilirsiniz, onda biraz daha fantastiğe kayan bir taraf vardır. Direkt olarak fantastik denilmese de kıyasladığımız zaman Patrick de bir zamanlar illüzyonla ilgilenmiş olsa da, The Mentalist adı üzerinde tamamen beyne ve akla yönelik tespitler buluyor. 

Örneğin, bir bölümün başında diyorum ki "Yok artık, onu nereden anladın? Bu kadarı da fazla." Sonra etraftaki kişiler inanmayıp merak ettiklerinde, sonucu doğru bulduğunu gördüklerinde yapılan açıklama müthiş bir mantık çerçevesi içerisinde oluyor. Hayranlıkla izliyorum, yönetmeninden oyuncularına kadar mükemmel bir iş çıkartmışlar. Bu yazıyı yazarken Mentalist'i özlediğimi fark ettim, hazır tatilin son demlerindeyken diziye kaptırıp gidebilme şansım hala çok yüksek. 

FBI, CIA nerede ben oradayım. Bilenler bilir, bu dünyaya tekrar gelebilme şansım olsaydı kesinlikle FBI ya da CIA ajanı olurdum. Türkiye'de polis olmak istemiyorum mesela, böyle bir arzum olmadı açıkçası. Ya dizilerimizden kaynaklı, ya da çekici gelmiyor bilemiyorum. Ama elimde silahım, kapıyı ayağımda açıp "FBI!" diye hiçbir zaman bağıramayacak olmanın verdiği hüznü size anlatamam! :)

Tess Gerritsen okuyorum, kitapta ve dizide de zevkim aynıdır. Polisiye aşığıyım, ama bahsettiğim gibi bu dizi buram buram polislik içermiyor. Sherlock Holmes sevenler özellikle bir baksın, o müthiş tespitler için bile bu diziyi seyretmeye değer. Genellikle ilk sezonlarını beğenmeyiz dizilerin, bu dizi için aynı şey kesinlikle ama kesinlikle geçerli değil.

Güzel bir yabancı dizi arayışındaysanız hiç düşünmeden The Mentalist'e bir şans verin derim, minicik bir göz kırpayım size buradan Red John diye :) İzlediyseniz ya da izliyorsanız neyden bahsettiğimi zaten anladınız.

Blog yazımı beğendiyseniz blogumu izlemeyi, beni sağ üstte gördüğünüz sosyal medya hesaplarımdan (Twitter ve Instagram) takip etmeyi unutmayın. Olumlu olumsuz bütün yorumlarınızı, dizi önerilerinizi bekliyorum. Hepinizi çok öpüyorum, keyifli hafta sonları!

1 Eylül 2016 Perşembe

Maybelline Go Extreme Leather Black Mascara

Maskara canavarları, burada mıyıız? Elleri göreyim! :) Bugünkü yazımda sizlere severek kullandığım, kullanmadan önce kirpiklerim ekstra kıvrık olmamasına rağmen hiçbir şekilde kıvırmaya ihtiyaç duymadığım, dolgunluk veren ve uzatan bir maskaradan bahsedeceğim! Evet, minik bir özet geçtim belki yazının devamını okumayacaksınız ama olsun, ben size sonsuz güveniyorum ve devam ediyorum.

Maybelline Go Extreme Leather Black simsiyah, oldukça kullanışlı bir maskara. Islak bir yapısı var, bundan hoşlanmıyorsanız tavsiye etmem. Belirtmem gerekiyor ki benim kirpiklerim uzun ve sık. Bu konuda biraz şanslıyım, ama istediğim mükemmellikte kıvrıklar mı hayır değiller. Bu maskarayı ben tek kat uyguluyorum, yeterli oluyor. Kirpiklerimi kıvırmasam da güzelce kaldırıyor. 


Yalnız, şöyle bir handikapı var ki bu maskara belki birçok maskaraya göre daha ıslak bir yapıda olduğu için kat kat uygulamada sıkıntı olabilir, kirpiklerinizi yapıştırabilir. Hatta, ben özendiğim için bu ayrıntıyı unutup üst üste uygulama yaptığım bir fotoğrafımı koyacağım burada, siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız :) 


Evet, kötü bir görüntü değil bu şekilde de gayet kullanışlı kirpikler elde ediyoruz fakat sizin de dikkatinizi çekmiştir ki kirpiklerim birbirine yapışıyor. Daha seyrek kirpikleri olan kişilerde de aynı problem olacağından ve daha fazla göze çarpacağından ötürü sizi bu konuda uyarmak istedim. Eğer tek tek ayrılmış bir görüntü elde etmek istiyorsanız, bu maskarayı kat kat uygulamamalısınız :)

Genel olarak maskara seçimleri hakkında bir öneride bulunmam gerekirse, mutlaka kirpik tipinizi bulun ve ona göre seçimler yapın. 

İnce ve uzun kirpikleriniz varsa volume veren maskaralar, kısa kirpikleriniz varsa uzunluk veren maskaralar tercih etmelisiniz vs. gibi. Gerçekçi olmak gerekirse ben uygun fiyatlı olup çok iyi sonuçlar veren maskaralar biliyorum, Lash Sensational gibi mesela. Hemen hemen her kirpiğe uyar, gayette güzel dolgunlaştırır ve kıvırır.

Fakat ben kirpik konusunda biraz şanslı olduğum için, seçim yaparken zorlanmıyorum. Siyahlık veren herhangi bir rimel de işimi görüyor. Siz bu konuda takıntılıysanız eğer, lütfen her özelliği her maskaradan beklemeyin. High-end denilen yüksek fiyatlı maskaralar tabiki istediğiniz sonucu size her türlü verecektir ama biz kırmızı halılarda da yürümüyoruz.

Günlük hayatta kirpiklerimizin belli olmasını, bakışlarımızın daha etkili olmasını istiyoruz diye düşünüyorum sadece. Yani en azından ben öyle düşünüyorum, dramatik bir modda takılmamıza gerek yok sürekli :)

Biraz spesifik bir blog olmadı diye düşünüyorum, bence güzel de oldu. Arada böyle dedikodular yapmak istiyorum, konuyla ilgili fikirlerimi ekstra paylaşmak istiyorum sizlerle. Ne düşünüyorsunuz, iyi miyiz böyle? :) Fikirlerinizi benimle lütfen paylaşın, yorumlarınız benim için çok çok önemli.

Kısaca özetlemek gerekirse Maybelline Go Extreme Leather Black maskara benim çok severek kullandığım, uygun fiyatlı bir maskara. Maybelline markası bence bu işi iyi kıvırıyor, uygun fiyatlı markalar arasında maskara skalası geniş olan ve biraz önce de bahsettiğim gibi her kirpik tipine göre seçenekler bulunduruyor.

Sizlerle en sevdiğim maskaralarımı bir arada da paylaşabilirim, tek tek böyle uzuuun uzun da anlatabilirim. Artık rüzgar ne yöne eserse :) Yazımı beğendiyseniz blogumu takip etmeyi ve yorum yapmayı unutmayın, yeni arayüzüm hakkında ne düşünüyorsunuz onu da çok merak ediyorum doğrusu! Sağ üstte bulunan tatliş butonlardan beni Instagram ve Twitter'dan da takip edebilirsiniz. 

Hepinizi çok öpüyorum, but first M A S C A R A ! 

26 Ağustos 2016 Cuma

İstanbul Yüzlü Kadın-Ahmed Günbay Yıldız

Kitap Adı: İstanbul Yüzlü Kadın
Kitap Yazarı: Ahmed Günbay Yıldız
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 288
Baskı Yılı: 2010
Neler oluyordu, Ayşenur iki gün üst üste blog yazısı paylaşıyordu başımıza taş mı yağacaktı! Calm down gençler, istisnalar olabilir tabii ki.
Herkese Merhaba! Fark ettim ki güncel olarak okuduğum kitaplar biter bitmez onları kaleme alıyorum fakat ya önceden bitenler?

Hepimizin hayatında yer etmiş, ne zaman ismini duysa ya da kapağını görse içerisinden bir cümlenin aklına geldiği, "motto" sayılabilecek efsanevi cümlelerin olduğu kitaplar vardır. Benim de var tabiki ve bugün sizlere onlardan biriyle bir giriş yapmak istiyorum :)
Bu kitap görüldüğü üzere Türk bir yazara ait, Ahmed Günbay Yıldız. İsmini pek duymamış, hatta hiç duymamış olabilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse, diğer yazarlara göre biraz daha muhafazakâr görüşlü bir insan. Yani, dindar demek istiyorum. Müslüman. Muhafazakâr dedin zaten, tahmin ettik tekrar neden bahsediyorsun vs. diye düşünebilirsiniz fakat muhafazakâr kelimesi her ne kadar "dindar" kelimesinin yerine geçmiş olsa da günümüzde, aslında hiç alakası yok. Daha doğrusu, alakası sadece onlarla değil. Neyse ne gerçi, bizi yalnızca sanatı ilgilendiriyor. Ama yine de bahsetmek istedim :) Evet farkındayım konu yine çok dağıldı, bu faslı kapatıyorum. Belki bununla ilgili bir yazı da gelir ha, ne dersiniz? :)

İstanbul Yüzlü Kadın. Benim için kitap isimleri pek önemli değildir, isme ya da kapağa göre kitap kesinlikle seçmem diyebilirim. Bu kitabı da ben satın almadım, çok sevdiğim bir arkadaşımdan hediyeydi bana. Ama, "İstanbul Yüzlü Kadın" ismine sahip bir kitap kötü olabilir mi, anlatımı basit olabilir mi? diye düşünmedim değil. Mükemmel bir seçim, efsane bir kapak. Kitabı okuduğunuzda daha çok anlayacaksınız İstanbul Yüzlü Kadın ne demekmiş...

Numan, öyle bir karakter, öyle duygu ve umut dolu bir karakter ki hayatınızda bir anlam eksikliği yaşıyorsanız mutlaka bu kitaba ve Numan'a bir şans verin. Kısa kısa, bitmeyen cümleleriyle size o kadar çok şey anlatıyor ki, anlatamam.
Aklıma geldikçe, düşündükçe gülümsediğim ve hafif bir sızı oluşturan bir kitaptır benim için İstanbul Yüzlü Kadın. Spoiler vermekten nefret ettiğim için içeriğine pek fazla girmek istemiyorum ben, sadece Numan demek istiyorum. Arka kapağı okursanız, minik bir girizgâh yapılmıştır zaten konusu hakkında. Ne yazık ki Türk yazarlara pek fazla şans tanıyamıyoruz, günümüzde popüler olan ve çevirileri yapılmış yabancı yazarlar çok çok daha fazla okunuyor. Kendi edebiyatımız varken, zengin kültürümüz varken bu değerli hazineyi yoksayıp yalnızca yabancı yazarlara adapte olmak çok yanlış geliyor. Bu yüzden keşfetmenizi, bir şans vermenizi istiyorum İstanbul Yüzlü Kadın'a. 

Eğer okursanız, beğenirseniz ya da beğenmezseniz hiç fark etmez. Lütfen benimle yorumlarınızı paylaşın, sizin hayatınızda ve kalbinizde nasıl bir hissiyat oluşturacağını fazlasıyla merak ediyorum. Yazımı beğendiyseniz blogumu izlemeyi, yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın. Çokça öpüyorum, keyifli okumalar!

Instagram hesabı: blobyaysenur